Saraylar
Saraylar
Marmara Adası’nın kuzeydoğusunda, adaya ismini veren mermer ocaklarının kalbinde yer alan Saraylar; antik çağların ihtişamını modern sanayinin gücüyle birleştiren eşsiz bir yerleşimdir.
Antik Dünyadan Günümüze Uzanan Mermer Mirası
Saraylar’da mermer ocaklarının tarihi, M.S. 2-3. yüzyıllara inen en erken buluntularla belgelense de, M.Ö. 4. yüzyılda Efes’teki ünlü Artemis Tapınağı’nın sütunlarında ve Halikarnas Mozolesi’nde bu bölgenin mermerlerinin kullanıldığı bilinmektedir. Roma döneminde bir imparatorluk işletmesi olan ocaklardan çıkarılan mermerler, işlenmiş veya yarı işlenmiş olarak Akdeniz havzasındaki pek çok anıtsal yapıya hayat vermiştir.
“Palatia”: Bir İyileşme Söylencesi
Beldenin tarihi adı olan “Palatia” (Saraylar), 16. yüzyılda Piri Reis’in haritasında da geçmektedir. İsmin kökenine dair anlatılan bir söylenceye göre; amansız bir hastalığa yakalanan Bizans İmparatoru’nun kızı, hava değişimi için çıktığı yolculukta fırtına nedeniyle buraya sığınır. Bölgenin havası ve suyu prensese şifa olur ve iyileşir. Bunun üzerine imparator, kızının iyileştiği bu yere büyük bir saray yaptırır ve yerleşim bu saraydan (Palatia) dolayı “Saraylar” olarak anılmaya başlar.
Sanatın ve Sanayinin Buluşma Noktası
Saraylar mermeri, %95 saflık oranı ve iri kristalli yapısıyla eşsizdir. Bugün heykel sanatından, dekorasyona, şadırvan yapımından dış cephe kaplamalarına kadar geniş bir alanda kullanılmaktadır.
Belde, Türkiye’de mermer sanayisinin öncüsüdür. 1912 yılında kurulan ve buharla çalışan makinelerin kullanıldığı Türkiye’nin ilk mermer kesme fabrikası Saraylar’da faaliyete geçmiştir. Günümüzde ise 30 civarında ocak ve 15 plaka üretim tesisiyle faaliyet gösteren Saraylar, yıllık 250 bin metreküp mermer ihracat potansiyeline sahiptir. Bölgedeki ocakların, Türkiye’nin mermer ihracatının önemli bir kısmını karşıladığı belirtilmektedir. Modernize edilen Saraylar Limanı, uluslararası ihracat yapabilme (IPS kodu) özelliğiyle bu “beyaz altın”ın dünyaya açılan kapısıdır.
Tarih ve Doğayla İç İçe Bir Belde
Saraylar, sanayi kimliğinin yanı sıra açık hava müzesi niteliğindeki tarihi ve doğal güzellikleriyle de dikkat çeker.
Antik ocaklarda bulunan ve Roma dönemine tarihlenen lahitler, heykeller ve mimari parçalar, beldedeki Açık Hava Müzesi’nde sergilenmektedir.
Yana Manastırı: Yana Çiftliği mevkiinde bulunan ve halk arasında Yana Manastırı olarak bilinen Saint Nicholaus Kilisesi, adada günümüze kadar korunmuş, yaklaşık bin yıllık tek kilisedir.
Ceneviz Kalesi: Beldenin güneybatısında, hakim bir tepede yer alan ve Cenevizlilerden kaldığı düşünülen kale kalıntıları, bölgenin stratejik önemini gösterir.
Abruz Koyu: Saraylar’ın doğusunda, denizin ve derenin getirdiği malzemelerle oluşmuş bir tombolo (bağlama seti) olan Abruz Koyu, ince kumu ve berrak deniziyle adanın en popüler plajlarından biridir.
